Demo

CHP’nin demokrasiden anladığı Milli Şef demokrasisidir

CHP Genel Başkanı dünkü açıklamasında yeni anayasa çalışmalarını hafife alarak, TBMM’nin bugünkü temsil oranı yüzde 97 iken Uzlaşma Komisyonunun çalışmalarını “havanda su dövmek” olarak değerlendirecek kadar demokratik anlayıştan uzak açıklamalarda bulunmuştur.

 

Kılıçdaroğlu, AK Parti olarak bizim önerdiğimiz başkanlık sistemine “patronlu başkanlık sistemi öneriyorlar” diyor. Bizim önerdiğimiz başkanlık sisteminde başkanı da parlamentoyu da millet seçer, dolayısıyla patron olan halkın kendisidir. Kılıçdaroğlu’nun öncelikle şunu bilmesi lazım: Demokrasilerde patron millettir. Kılıçdaroğlu’nun demokrasiden anladığı “Milli Şef” demokrasisidir. Zira CHP’nin genetik kodlarında tarihinde ve aklının gerisinde buyurgan demokrasi vardır. “Açık oy, gizli sayım” garabetini bu ülke tarihine kaydeden CHP değil mi?

 

Mevcut sistem hükümet krizlerine neden olan, vesayet kurumlarının millet yerine egemenlik kullandığı bir sistemdir. Biz bunun yerine milletin egemen olduğu, vesayete son verilen, demokratik, çoğulcu, yargı bağımsızlığını temin eden, etkin yasama ve yürütmeyi sağlayacak bir başkanlık sistemi modeli öneriyoruz. Artık Türkiye’de istikrar oluşturacak bir hükümet modelinin yerleştirilmesi bir zorunluluktur. Anlaşılıyor ki, CHP darbecilerin patron olduğu bir sistemden yanadır.

 

Hem darbe yasalarını temizleyelim, diyeceksiniz, hem de darbe yasalarının anası olan anayasanın yenilenmesine karşı çıkacaksınız, yeni sivil anayasanın yapılacağı komisyondan kaçacaksınız, bu bir çifte standarttır. CHP bu ikilemden kurtulmalıdır. Biz kendilerine “darbe yasalarını hep beraber değiştirelim, bunu TBMM Genel Kurulanda yapalım” dedik, buna da yanaşmadılar, hala bir ses yok. Bu çerçevede oluşturduğumuz çalışma heyeti, darbe döneminde yasalaşan 457 adet kanun ile 35 adet kanun hükmünde kararnameyi taramış ve yapılması gereken değişiklikleri belirlemiş bulunuyor. Bu konuda da iyi niyetli olmadıkları ortaya çıktı ve Anayasa Uzlaşma Komisyonunu sabote ettiler.

 

 Meclis’in meşruiyetini sorgulayarak, “bu Meclis anayasa yapamaz” dediler

 

Anayasa Uzlaşma Komisyonunda yürüttükleri tavır ve CHP, şunu konuşamazsınız, bunu öneremezsiniz, önerirseniz biz yokuz söylemleri ile TBMM iradesine, millet iradesine saygısı olmadığını bir kez daha göstermiştir. “Bu Meclis anayasa yapamaz” tavrıyla yeni anayasa yapımını masadan kalkarak sabote etmiştir, darbe anayasası ve vesayetçi sistemden yana tavır koymuştur.

 

Kılıçdaroğlu’nun komisyonun adını Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu olmalı şeklindeki önerisi samimi değildi, şimdi bu daha net ortaya çıktı.

 

Daha önceki uzlaşma komisyonunda da partilerin üzerinde anlaştığı 60 maddeyi geçirelim, dedik, o zaman da masadan kaçtılar. Bu tavır CHP’nin darbecilerin yaptığı anayasadan yana olduğunu göstermiştir.

 

Seçimler bitti, 1 Kasım’da seçime giderken millete verdikleri sözü,  beyannamelerinde yazdıklarını ne çabuk unuttular. CHP yeni anayasa sözü vermedi mi? Şimdi milletten, milli iradeden kaçışlarına kılıf arıyorlar. Oraya buraya suç atıyorlar.

 

CHP, Milletten korkuyor

 

Parlamenter sistem, ne kadar meşru ise, başkanlık sistemi de o kadar meşrudur. CHP, meşru bir sistemin tartışılmasından neden korkuyor. Her ne konuşulursa konuşulsun, bunun sonu referandum ve millet iradesidir. CHP milletten korkuyor, anlaşılan.

 

AK Parti olarak, bizimle bir masa etrafında oturabilecek her partiyle, milletimizle yeni anayasa için çalışmalarımıza devam etmeye kararlıyız.

 

Biz insan onurunu ve haklarını birinci sıraya koyan, çoğulcu, özgürlükçü, yargı bağımsızlığını, güçler ayrılığını sağlayan, egemenliği millete veren, vesayeti ortadan kaldıran, yürütmede istikrar sağlayan bir anayasa yapalım dedik, diyoruz. Ancak siyasi partiler bu sorumluluktan kaçtılar. Ancak, biz millete verdiğimiz sözü tutacağız. Anayasa önerimizi en kısa zamanda TBMM’ye sunacağız.

 

Dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır

 

Ankara’da patlamayı yapan teröristin taziyesine giderek milletin yası yerine teröristin yasını tutan, teröriste silah taşıyan, sırtını Kandil’e ve terör gruplarına dayadığını ifade eden, terör ve teröristi övenlere karşı mutlaka dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiği kanaatindeyiz.

 

Hiçbir demokraside terör ve şiddetin övülemeyeceği ve müsaade edilmeyeceği açıktır. Selahattin Demirtaş halkı sokağa çağırıyor, açıkça terör destekçiliği yapıyor. Milletimiz ve bölgedeki halkımız sağduyulu davranarak, bu çağrılara kulak asmamıştır. Milletimiz teröre ve teröriste destek olan milletvekillerini parlamentoda görmek istemiyor. Umuyorum ki en kısa zamanda anayasanın gereği yapılacaktır. Bizler de AK Parti Grubu olarak milletimizin beklentisi, ülkenin birlik ve beraberliği için gereken adımları atacağız.

 

Türkiye yargıçlar devleti değildir

 

Anayasa Mahkemesi’nin Erdem Gül ve Can Dündar bireysel başvurusuna ilişkin verdiği karar sonrasında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın karara ilişkin “Karara uymuyorum” yönündeki açıklaması üzerine yapılan tartışmalar yersizdir. Adı üstünde bu bir bireysel başvurudur ve bireysel başvuru karara bağlanmıştır. Bu iptal kararı değildir. Bir ihlal kararıdır. Bireysel başvuru kararları başvuruya yapan kişileri bağlar. Cumhurbaşkanımızı ya da başka bir kimseyi bağlamaz.  Dolayısıyla Anayasanın 153. maddesini polemik konusu yaparak bunun üzerinden politika yapılması iyi niyetle açıklanamaz. Türkiye bir yargıçlar devleti değil, hukuk devletidir. Bu Anayasanın 2. Maddesinde yazılıdır.

 

Öte yandan yapılan siyasi polemiklere Anayasa Mahkemesi Başkanının katılmış olması ve sanki bu bir iptal başvurusu imiş gibi “Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar” şeklinde açıklama yapması tamamen talihsizlik olmuştur. İptal kararları gerekçesi ile birlikte Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra herkesi bağlar. Burada bir resmi gazete yayını olmuş mudur? Hayır.

 

Yürüyen davanın konusu “Silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve açıklama” olduğuna göre bu dava bir askeri casusluk davasıdır. Dolayısıyla ülkemizin içinden geçtiği süreçte hassas bir konudur. Anayasa Mahkemesi önündeki binlerce bireysel başvuruyu sonuçlandırmak yerine bu konuya öncelik vermesi manidardır.

 

Anayasa Mahkemesi kararında, kendini derece mahkeme yerine koymuştur. Anayasamıza ve ilgili yasaya göre Anayasa Mahkemesi, mahkeme kararlarından sonra nihai olarak devreye girer.

 

Mahkemelerden netice alınmazsa Anayasa Mahkemesine gidilir. Bundan sonra herhangi bir olayda herhangi bir vatandaş ‘Bir hak ihlaline uğradım’ diyerek AYM’ye başvurursa ne olacak? Sonuçlanmamış bir dava hakkında kendisini mahkeme yerine koyarak, savcının iddianamesi üzerinden karar vermiştir. Bu duruma göre kendini aşan bir karar vermiştir.